6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Çerçevesinde Risk Değerlendirmesi Yükümlülüğü

0

ÖZLEM ÖZKILIÇ

Önder Akademi A.Ş. Genel Müdür Yrd.
Kimya Yük. Müh. – A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
E. İş Başmüfettişi – E. İş Teftiş İst. Grp. Bşk. Yrd.

Özlem Özkılıç2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinin Sosyal Politika ve İstihdam başlığı altında kısa vadeli tedbir olarak yer alan iş sağlığı ve güvenliği konusunda, AB mevzuatının iç hukuka aktarımı için bir program kabul edilmiş ve orta vadede de bu mevzuatın iç hukuka aktarımı ve uygulanması için çalışmalar başlatılmıştır. AB direktiflerinden en önemlisi ise “Çerçeve Direktif” olarak anılan “Çalışanların Sağlık ve Güvenliğinin İyileştirilmesi ve Koruyucu Önlemler Alınmasının Teşvikine İlişkin 12 Haziran 1989 tarih ve 89/391/EEC sayılı Konsey Direktifi” mevzuatımıza 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu olarak uyumlaştırılmıştır.

Risk değerlendirmesi 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun en hayati konularından biri olup, Kanunun Risk değerlendirmesi, kontrol, ölçüm ve araştırma başlıklı 10 uncu maddesinde; işverenin, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlü olduğu belirtilmiş, Kanunun 26/1-ç maddesinde de bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde idari para cezası uygulanacağı belirtilmiştir.

6331 sayılı İş sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre işletmelerin yapması gereken en önemli yükümlülüklerden birisi “Risk Değerlendirmesi” yapma veya yaptırma yükümlülüğüdür. İSG kanunumuzun yayınlanmasını takiben İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği, 29.12.2012 tarih ve 28512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik ile tüm işyerlerinde risk değerlendirmesinin yapılması veya yaptırılması ile ilgili ayrıntılar belirlenmiştir.

İş kazaları ve meslek hastalıklarının oluşmasında teknolojideki hızlı gelişim, makineleşme, işyerlerindeki fiziksel ve kimyasal etmenler ile üretimde kullanılan ham ve yardımcı maddelerin yanında ekonomik, sosyolojik, psikolojik, fizyolojik ve ergonomik birçok etken rol oynamaktadır. İş kazaları ve meslek hastalıkları, insan hayatına maddi ve manevi zararlar vermekte, bunun yanında hem çalışanlara hem de işletmelere ve dolayısıyla ulusal ekonomiye önemli ölçüde maddi zarar ve yük getirmektedir. Risk değerlendirmesi her sektör için uluslararası bazda bir gereklilik olduğu gibi ülkemizde de bir zorunluluk haline gelmiştir. Yeni yaklaşımın en önemli unsuru risk değerlendirmesi kavramıdır. Risk, tehlikelerden kaynaklanan bir olayın, meydana gelme ihtimali ile zarar verme derecesinin bileşkesidir. Risk değerlendirmesi, tüm proseslerde, riskin büyüklüğünü tahmin etmek ve riske tahammül edilip edilemeyeceğine karar vermektir. Sistematik olarak tehlikeleri belirlemek, riskleri ortaya çıkarmak ve riskleri kontrol etmek için uygun kalitatif veya kantitatif yöntemler kullanılarak yapılan çalışmaların bütünüdür. Risk değerlendirme çalışmalarının faydalarını sıralayacak olursak;

  • Proaktif önlemlerle tehlike ve riskleri önleyebilmek, kayıpları azaltmak,
  • Tehlikeleri azaltarak verimliliği, üretim ve yaşam kalitesini artırmak,
  • Risk kültüründe ve iş sağlığı güvenliğinde sürekli gelişme sağlamak,
  • Güvenli teknoloji seçimi ile güvenli çalışma ortamını temin etmek,
  • Sorumlulukları ve görevleri belirlenmek,
  • Uluslararası saygınlık ve geçerlilik sağlamak,
  • Denetim Kolaylığı,
  • Düzenli veri akışı elde etmek,
  • Çalışma branşına katkı sağlamak.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre büyük-küçük tüm işyerlerinin risk değerlendirmeleri yapmaları veya yaptırmaları zorunlu hale getirilmiştir. İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliğimize göre; işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmalar risk değerlendirmesi olarak kabul edilmektedir. Risk değerlendirmesi; tüm işyerleri için tasarım veya kuruluş aşamasından başlamak üzere tehlikeleri tanımlama, riskleri belirleme ve analiz etme, risk kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması, dokümantasyon, yapılan çalışmaların güncellenmesi ve gerektiğinde yenileme aşamaları izlenerek gerçekleştirilecektir.

İşyerlerinde, sağlık ve güvenliğin sağlanmasının işverenler açısından yararı, sadece yasal zorunlulukların yerine getirilmesi değil, iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla meydana gelecek maliyetlerin de ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Risk değerlendirmesinin gerçekleştirilmiş olması; işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Buna göre, işverenlerin çalışma ortamının ve çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, sürdürme ve geliştirme amacı ile iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapması veya yaptırması gerekmektedir. Tehlikelere ilişkin bilgiler toplanırken aynı üretim, yöntem ve teknikleri ile üretim yapan benzer işyerlerinde meydana gelen iş kazaları ve ortaya çıkan meslek hastalıkları da değerlendirilebilecektir.

Toplanan bilgiler ışığında; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuatta yer alan hükümler de dikkate alınarak, çalışma ortamında bulunan fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikososyal, ergonomik ve benzeri tehlike kaynaklarından oluşan veya bunların etkileşimi sonucu ortaya çıkabilecek tehlikeler belirlenecek ve kayda alınacaktır.  Tespit edilmiş olan tehlikelerin her biri ayrı ayrı dikkate alınacak bu tehlikelerden kaynaklanabilecek risklerin hangi sıklıkta oluşabileceği ile bu risklerden kimlerin, nelerin, ne şekilde ve hangi şiddette zarar görebileceği belirlenecektir. Bu belirleme yapılırken mevcut kontrol tedbirlerinin etkisi de göz önünde bulundurulmak zorundadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliğimize göre; yapılmış olan risk değerlendirmesi; tehlike sınıfına göre çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli işyerlerinde sırasıyla en geç iki, dört ve altı yılda bir yenilenmek zorundadır. Büyük kaza önleme politika belgesi veya güvenlik raporu hazırlanan işyerlerinde; bu belge ve raporlarda değerlendirilmiş riskler, yapılacak risk değerlendirmesinde dikkate alınarak kullanılacaktır. Aynı çalışma alanını birden fazla işverenin paylaşması durumunda ise, yürütülen işler için diğer işverenlerin yürüttüğü işler de göz önünde bulundurularak ayrı ayrı risk değerlendirmesi gerçekleştirilmek zorundadır. İşverenler, risk değerlendirmesi çalışmalarını, koordinasyon içinde yürütmek, birbirlerini ve çalışan temsilcilerini tespit edilen riskler konusunda bilgilendirmekle yükümlü kılınmışlardır.

1980 yılların sonlarında iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili anlayışta ve uygulamalarda büyük değişimler yaşanmıştır. Tespit bazlı reaktif olan, sınırlı sayıda çalışanın katılımını sağlayan, sınırlı bilgilendirme ve eğitim içeren, iş sağlığı ve güvenliği konusunda uzman katılımı sağlamayan anlayış değişmiş, yerini risk bazlı proaktif olan, her konuda geniş çalışan katılımını sağlayan, her konuda çalışanı bilgilendirme gerektiren, programlı, nitelikli belgelendirilmiş eğitim içeren ve sertifikalı geniş uzman desteği kullanımını içeren bir anlayışa bırakmıştır. İşte bu yeni anlayışa göre yönetmelikte düzenleme yapılmış ve risk değerlendirmesinin, işverenin oluşturduğu bir ekip tarafından gerçekleştirileceği hüküm altına alınmıştır. Risk değerlendirmesi ekibinin; işveren veya işveren vekili, işyerinde sağlık ve güvenlik hizmetini yürüten iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri, işyerindeki çalışan temsilcileri, işyerindeki destek elemanları, işyerindeki bütün birimleri temsil edecek şekilde belirlenen ve işyerinde yürütülen çalışmalar, mevcut veya muhtemel tehlike kaynakları ile riskler konusunda bilgi sahibi çalışanlardan oluşturulması gerekmektedir. İşveren, ihtiyaç duyulduğunda bu ekibe destek olmak üzere işyeri dışındaki kişi ve kuruluşlardan hizmet alabilecektir. Risk değerlendirmesi çalışmalarının koordinasyonu işveren veya işveren vekili tarafından ekip içinden görevlendirilen bir kişi tarafından da sağlanabilecektir. Risk değerlendirmesi çalışmalarında görevlendirilen kişi veya kişiler işveren tarafından sağlanan bilgi ve belgeleri korumak ve gizli tutmakla sorumlu kılınmışlardır.

Gerçekten de risk değerlendirme çalışmaları sadece bir kişinin yapabileceği bir çalışma değildir ya da sadece kanuni gereklilik gereği yapılması gereken ve daha sonra bir köşede bekletilen, işyerine gelen müfettişlere gösterilecek birkaç sayfa doküman değildir. İşyerlerinde doğru uygulanan risk değerlendirme çalışmaları, çalışma koşullarında iyileşme getirmeli, gerçek risklerin görülmesini sağlamalı, iş kazası ile meslek hastalığı sıklık hızı ile ağırlık hızında düşme sağlamalıdır.

Özellikle sanayi devrimi sonrasında teknolojik gelişmeler sonucunda üretimin yapısı oldukça karmaşıklaşmış, hızlı ve kontrolsüz sanayileşme süreci ve üretimin giderek yoğunlaşması iş kazaları ve meslek hastalıkları ile çevre kirliliği gibi sorunların önemli boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Risk değerlendirmesi konusunda yeni yaklaşıma göre işverenler, işyerlerinde özel risklerden etkilenebilecek çalışanların durumunu da kapsayacak şekilde sağlık ve güvenlik yönünden risk değerlendirmesi yapmakla yükümlüdür. İşverenler, risk değerlendirmesi sonuçlarına göre alınması gereken koruyucu önlemlere ve kullanılması gereken koruyucu ekipmanlara karar verecektir.

Dünyada günümüzde uygulanan standart halini almış veya almamış birçok risk değerlendirme yöntemi mevcuttur. Risk değerlendirmesi başlangıç aşamasında öncelikle her işyeri kendi tehlike ve risklerini içeren bir risk haritasına sahip olmalı daha sonra ön tehlike analizi yapılarak ancak bu aşamadan sonra kullanılacak yöntemlere karar verilmelidir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 9/2. maddesi gereğince; toplanan bilgi ve veriler ışığında belirlenen riskler; işletmenin faaliyetine ilişkin özellikleri, işyerindeki tehlike veya risklerin nitelikleri ve işyerinin kısıtları gibi faktörler ya da ulusal veya uluslararası standartlar esas alınarak seçilen yöntemlerden biri veya birkaçı bir arada kullanılarak analiz edilir.

Her işyerinin kendine özel farklı farklı tehditleri vardır, risk değerlendirmesi çalışması aşamasında bu konuda uzmanlaşmış teknik bir ekip tarafından işyerinde, ne tip metotların uygulanması gerektiğinin belirlenmesi gerekmektedir.

İşyerine, işletmeye, prosese yada organizasyona en uygun risk analiz yönteminin belirlenememesi yada kantitatif analiz yöntemlerinin kullanılması gereken  bir işyerinde kalitatif analiz yönteminin tercih edilmesi sonucu risk değerlendirmesini işyeri kendisi bile yapsa zaman ve para kaybına yol açabilecektir. İşe uygun olmayan metotların seçilmesi yada birkaç metodun bir arada kullanılmaması nedeniyle risk analizinin sonuçlanmasının beklenmesi esnasında geçen sürede, güvenlik önlemlerinin biran evvel uygulanması gereken durumlarda gerekli önlemlerin alınmasında gecikme olacak, yada bu önlemler alınamadan kaza meydana gelebilecektir.

Unutulmamalıdır ki sadece risk değerlendirme yöntemlerin bilinmesi yeterli değildir. Bu yöntemlerin tümünün başarı olasılığı uygulamayı yapan teknik kişilerin tecrübesiyle orantılıdır, aynı zamanda işyeri üst yönetiminin de yapılan çalışmalara destek olması ve gereken mali desteği sağlaması başarıyı sağlamak için mutlak suretle gereklidir.

Risk değerlendirmesi uygulamalarının işletmelere birçok yarar sağlayacağını söylemek gereksizdir, ancak sadece kanuni gereklilik nedeni ile yapılan yanlış uygulamalar işletmeye hiçbir yarar sağlamadığı gibi zaman ve maddi kayba da sebebiyet verecektir.

Ülkemizde uygulanan risk değerlendirme çalışmaları esnasında karşılaşılan problemleri ele aldığımızda aşağıdaki sorunları görmekteyiz, bunlar;

  • Risk değerlendirme kavramı yeni sayılabilecek bir kavram olması ve üniversitelerdeki özellikle mühendislik bölümlerinde bile yeni yeni ders olarak verilmesi nedeniyle yöntemlerin bir çoğuna mühendis ve teknik elemanlar yabancıdır.
  • Kalitatif yöntemlerde (5×5 matris, Kinney yöntemi, PHA vb.) özellikle de tehlikelere olasılık ve şiddet değeri ataması yapılması aşamasında risk değerlendirmesini yapan mühendis veya teknik elemanların olasılık teoremlerini bilmemeleri ya da tecrübe eksikliği nedeniyle tespit edilen risk öncelik sayısının gerçek değerinden düşük ya da yüksek olması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
  • Risk değerlendirme çalışması yapılırken özellikle probabilistik modelleme yapacak teknik eleman sıkıntısı mevcuttur. (Özellikle Güvenlik Raporu ve BKÖP hazırlanması aşamasında)
  • Tüm işyerlerine uyan bir risk analizi metodolojisi mevcut değildir. Her işyerinin kendine özel farklı farklı tehditleri vardır. Risk analizi ve yönetimi yapılacak olan bir işyerinde, öncelikle ne tip bir risk analizi ve yönetimi metodunun uygulanması gerektiğinin belirlenmesi yapılmadan çalışmalara başlanmaktadır.
  • Risk değerlendirmesini yapan ekipteki bireylerin tecrübeleri yapılan çalışma sonucunun başarı veya başarısızlığını etkilemektedir.
  • Risk değerlendirmesi sonuçlarının objektif olması beklenirken daha çok subjektif olabilmektedir.
  • İşveren veya işyeri yetkilileri risk değerlendirme çalışmalarının faydalarına inanmamakta ve bu çalışmaları bir angarya olarak görmektedirler. Bu nedenledir ki şuan işletmelerde yapılan veya yapılmakta olan birçok risk değerlendirme çalışması sadece kanuni gerekleri yerine getirebilmek maksadıyla yapılmaktadır ve işletmelere hiçbir katma değer sağlamamaktadır.
  • Risk değerlendirmesi çalışması sonucunda tehlikeler tespit edilse bile aksiyon planlarında genellikle o tehlikeyi sıfırlayabilecek tedbirler yerine “talimat hazırlanması” veya “çalışana eğitim verilmesi” vb. geçiştirmek maksadıyla önlemler yazılmaktadır.

Bir işletmede risklerin sadece olasılık ve şiddetinin hesaplanması o işletmedeki kaza olasılığını ve riskini ortadan kaldırmaz, önemli olan belirlenen risklere uygun kontrol önlemlerinin alınabilmesidir. Fakat işyeri yöneticileri riskleri belirledikleri ve bildikleri halde önleyici yatırım konusunda kararsız kalabilmektedirler. İşyerlerinde doğru uygulanan risk değerlendirme çalışmaları sonucunda olası tehlikelerle ilgili aksiyonlar ve gerekli bütçeler planlanmalı ve bu çalışmalar işyerindeki çalışma koşullarında iyileşme getirmeli, gerçek risklerin görülmesini sağlamalı, iş kazası ile meslek hastalığı sıklık hızı ile ağırlık hızında düşme sağlamalıdır.

Sonuç olarak mevzuatımız işverenlere ve işletmelerde görev yapan işveren vekillerine kendi işyerlerindeki tehlikeleri belirleme ve bu tehlikelerin meydana gelme ihtimalini kabul edilebilir bir seviyeye indirme yükümlülüğü getirmiştir. Bu aşamada yeni mevzuatımız işveren veya işveren vekillerine risk alma ile ihtiyat arasında seçim yapma şansı tanımaktadır.

Son olarak Alman hukukundaki risk ile ihtiyatın tanımı ile sözlerime son vermek istiyorum.

“Hukuk kesin bulgular beklenene kadar, hareketsiz kalmayı kabul edemez. “Tehlike” kavramı esas alınarak, önlemler alınmalıdır, “İhtiyat” ilkesinin özü de budur. Risk; tehlikeyi  göze almak, ihtiyat ise riski dikkate alarak  önlemleri düşünmektir. Risk ile ihtiyat arasındaki seçim işverene aittir.”

Share.

About Author

Leave A Reply

'