Aynı kalitede vana yapıyoruz, Almanya’dan pahalıya almayın

0
Kriyojenik vana’da Türkiye’nin ilk ve tek yerli üreticisi olan KMS’nin sahibi Hasan Yılmazer, Basınçlı Kaplar Dergisi’ne çarpıcı açıklamalar yaptı. Sektördeki Avrupa ilgisinden yakınan Yılmazer, batı standartlarında kaliteli üretim yapmalarına rağmen Alman markalı pahalı ürünlerin tercih edilmesine tepki gösterdi. “1 lira değerindeki contayı 18 Euro’ya satıyorlar.” uyarısında bulunan Yılmazer, kamu ve özel sektöre çağrı yaptı: “Yerli üreticiye destek olun.”

BASINÇLI KAPLAR DERGİSİ / ÖZEL RÖPORTAJ

KMS LogoSektörde bilinen adıyla KMS, Türkiye’nin ilk yerli kriyojenik vana imalatçısı… 1995’te yurt dışından ithal edilmekte olan kriyojenik vana üretimini yüzde 100 yerli sermaye ile Türkiye’de gerçekleştirerek bir ilke imza attı. Halen bu alanda ülkenin tek yerli üreticisi konumunda… KMS’nin ve dolayısıyla Türkiye’nin kriyojenik vana üretiminin başlangıç hikayesi ise oldukça ilginç… Kadiroğulları Makina San. Tic. Ltd. Şti.’nin sahibi Hasan Yılmazer’in anlattıklarına göre her şey bir sanayicinin kendisine dert yanmasıyla başlamış. Söz konusu sanayicinin “Hem paramızı alıyorlar, hem ürünümüzü teslim etmiyorlar. 8 hafta 10 hafta bekletiyorlar.” demesi üzerine Hasan Bey, “Niye isyan ediyorsunuz, vanayı biz yaparız.” karşılığını vermiş. O tarihe kadar zaten vananın en önemli unsurlarının üretimini yapan KMS, böylece komple imalat işine girişmiş. Bugün Avrupa standartlarında kriyojenik vana üretimini gerçekleştiren Hasan Yılmazer, buna rağmen halen Almanya’dan pahalıya ürün alan firmaları anlamıyor. “1 lira değerindeki contayı 18 Euro’ya satıyorlar.” örneğini veren Hasan Yılmazer, az da olsa yerli malı kullanmaya özen gösteren üreticilerin önemine işaret ediyor.

‘Avrupa standartlarında kaliteli üretim’ iddiasını belgeleriyle ortaya koyan KMS Vana, 2007’de yine bir ilke imza atarak, ‘ped ve tped’ olmak üzere iki farklı CE belgesi almış. Ürettiği ürünler ile sektör bazında önemli bir yer edinen firmanın, teknoloji politikası da bu başarıda önemli etkenlerden birini oluşturuyor. Teknolojik gelişmeleri yakından takip edip bunları hızla uygulamaya geçiren firma, hedefini de belirlemiş: ‘Kriyojenik vanada bir dünya markası’ olmayı amaçlayan firmanın sahibi Hasan Yılmazer, bu konuda hem devletten hem de özel sektörden destek bekliyor. “İtalyanlar, Almanlar, Fransızlar sektörde at koşturuyor. Ama bize destek yok. Devlet bize destek vermiş olsaydı, burada 100’e yakın insan çalışacaktı.” diyor. Ar-Ge çalışmaları tamamlanan yeni projelerini destek bulamadıkları için hayata geçiremediklerini vurgulayan Yılmazer, ürünlerini kopyalayanlara ise ateş püskürüyor. Tepkisini şu sözlerle dile getiriyor: “Türkiye’de devasa firmalar işimize göz dikti. Vanayla hiç alakası olmayan bir firma geldi, ürünlerimizi kopyaladı. Emeğimizi çaldılar.”

Pendik’teki üretim tesislerinde Basınçlı Kaplar Dergisi’nin sorularını cevaplayan Hasan Yılmazer’in, sektördeki rekabetten, KOSGEB desteklerindeki haksızlıklara kadar pek çok konuda dile getirdiği tespit, eleştiri ve öneriler şöyle:

 – Türkiye’de ilklere imza atmış bir sanayici olarak, Kadiroğulları Makina Sanayi Tic. Ltd. Şti.’nin ya da bilinen adıyla KMS’nin kuruluş sürecini anlatır mısınız?

Kadiroğulları, 1991’de kuruldu. 1995’te de ben ‘kriyojenik’ vana işine girdim. Sanayici bir ağabeyimiz isyan ediyordu. “Hem paramızı alıyorlar hem ürünümüzü teslim etmiyorlar.” diyordu. Yabancı üreticiler teslimat için 8 hafta 10 hafta gibi süre veriyorlardı. Ödemenizi yapıyorsunuz ama ürününüzü zamanında alamıyorsunuz. Ben de yıllarca bir vana firmasına, vananın can damarını üreten bir imalatçıydım. O sanayici ağabeyimize, “Niye isyan ediyorsunuz, vanayı biz yaparız,” dedim ve o şekilde girdik piyasaya. Bugünkü noktalara geldik ama işler tam da düşündüğümüz gibi gitmedi. Destek fazla yok. Yerli malı kullanmaya özen gösteren arkadaşlarımız var ama onlar da sınırlı sayıda.

FİRMALARA BİR TELEFON KADAR YAKINIM

– Sizin firmalara sağladığınız avantajlar neler?

Bizi tercih eden firmalar, Avrupa’ya para bağlamıyor. Ürünü biz 3 günde temin edebiliyoruz. Bu onlar için çok büyük bir etken. Hem bizim açımızdan da sıkıntı yok. Gününde, zamanında teslim ediyoruz, işimizi bitiriyoruz. Onlar da paralarını bağlayıp ürünlerini beklemek zorunda kalmıyor. Bir telefon kadar yakınım ben onlara. Dolum tesisinde kullanım hatasından dolayı bir sıkıntı vardı. Gidip yarım saatte çözdüm. Bu da avantajımız. Sadece imalat değil imalat sonrası sıkıntılarda da çözüm buluyoruz. Yedek parça satışımız da var.

10 PARMAK VANA İSTEDİNİZ DE YAPMADIM MI?

– Tek yerli üretici olmanıza rağmen ‘İşler düşündüğümüz gibi gitmedi’ dediniz? Neden?

KMS imalat tesisiYüzde yüz yerli üretim yapıyoruz ama yeterli desteği bulamıyoruz. Bu işi benim yapmam hiç önemli değil. Başka biri yapıyorsa da ona destek verelim. Ama maalesef, ne hikmetse yerli üreticiye destek olunmuyor. Daha kaliteli vana yapmamıza rağmen şirketler Alman ürününü alıyor. KMS ile bir Alman markası arasındaki fark nedir yani… Kabul ediyorlar fark olmadığını… “Bu firma çok kalite ürün yapıyor, ama aradaki tek fark şu; bunlar 2 parmağa kadar yapıyor, biz 8 parmağa kadar yapıyoruz.” diyorlar. Ben de onlara “10 parmak vana istediniz de ben size yapmadım mı yani?” diye soruyorum. Varsa talep gelin, 10 parmak (Vana çapı 10 inç) yapalım. Ama şirketlerin başındaki yöneticilerin, kendi ülkelerinin ürünlerini kullanmak istemelerinden kaynaklanan bir durum var. Yıllardan beri yabancıya karşı bir eğilim var bizde. Avrupa olsun da ne olursa olsun, diye bir yaklaşım sergileniyor. Ben civatacıya bile gitsem eğer yerli varsa onu alıyorum. Benim param ülkemizde kalsın, diye düşünüyorum.

İtalyanlar, Almanlar, Fransızlar sektörde at koşturuyor. Ama bize destek yok. Devlet bize destek vermiş olsaydı, burada 100’e yakın insan çalışacaktı. Yeni projelerimiz vardı, Ar-Ge çalışmalarını bile tamamlamıştık ama destek bulamayınca bırakmak zorunda kaldık.

1 LİRALIK CONTAYI 18 EURO’YA SATIYORLAR

– Yerli ve yabancı üretim konusunda avantaj ya da dezavantaj diyebileceğiniz başka unsurlar var mı?

Örneğin, almak istediğiniz ürünü yurt dışına sipariş verdiniz. Size süre veriyorlar; en az 6 hafta… Ürünün fiyatının yüzde 60’ını peşin alıyorlar sizden, diğer yüzde 40’ını da ürün teslimatında ödüyorsunuz. Yani sizin paranızı kullanıyorlar. Bizde öyle bir şey yok. Biz vadeli de çalışıyoruz. Bize güven veren firmalar oluyor, 1 ay 1,5 ay vade tanıyoruz onlara. Karşı taraftan nasıl ürünü vadeli alabiliyorsak, aynı şartları müşterilerimize yansıtıyoruz.

– Bu avantajlara rağmen, yerli üreticiyi standartlar mı zorluyor?

Hayır, Avrupa’yla aynı standartlarda bir üretim yapıyoruz. Hiçbir farkımız yok. Korkunç şekilde haksızlık var. Bunları anlatmakta zorluk çekiyoruz. Masanın başıyla sonu çok farklı… Biz tezgahın başından gelen insanlarız, pazarlamacı falan değiliz. Pazarlamacı gider bunu allar pullar satar. Ama bizim öyle bir yeteneğimiz yok. Ondan kaybediyoruz. Ben imalatçıyım, satıştan, pazarlamadan anlamam. Bir gün komşumu da aldım bir firmaya gittik. Komşum şunu söyledi; karşımızda görmüş olduğumuz insan dünyada beşinci, Türkiye’de birinci… Dünyada birinci olsanız ne olur, destek olmadıktan sonra kıymeti yok.

MAKİNAMIZ 15 YILDIR TÜBİTAK’TA ÇALIŞIYOR

– KOSGEB desteklerinden faydalanamıyor musunuz?

KOSGEB’den buraya danışman arkadaşlar geldi ve güldüler. Zamanında firmanın bir tanesine öyle bir destek vermişler ki, bu firma sahibi bir adres göstermiş ve çok büyük paralar götürmüş oradan. Ama ortada yok. Bizim gibi adı sanı, adresi belli olan firmalar destek istediği zaman bin türlü sual soruyorlar…

Örneğin 2002’de ilginç bir olay yaşadık. TÜBİTAK’A makina teklifi verdik. İhaleye 5 firma giriyor; 2 tane yerli 3 yabancı. 400 bin dolar, 600 bin dolar teklif vermişler. Biz de 100 bin dolar teklif verdik. İşi aldık ama işi yapacak paramız yok. Diyorlar ki, bize teminat mektubu getirin işin karşılığının yüzde 60’ını verelim. Bankaya gittik. Banka müdürü, ‘ev-arsa tapusu varsa bunları getirin’ dedi. Şirketin bulunduğu yer o zaman hisseliydi. Götürdük koyduk. Şirket araçlarının ruhsatlarını koyduk. Evimizi koyduk. Müdür bey baktı, bunlara kredi veremeyiz, bunlar hisseli, dedi. Sözleşmeyi müdürün önüne koyduk. Biz bu işi aldık, bu para bu bankaya gelecek, bize destek olun, dedik. Malzeme alacağız, işleyeceğiz, teslim edeceğiz, bu para Dünya Bankası’ndan buraya gelecek, dedik. Olmadı. Bunun üzerine, ‘ileride siz geleceksiniz bizim kapımıza’ diye tepki gösterdim. Demir, elektrik gibi üretimimiz için lazım olan temel maddeleri bir şekilde temin ettik. 45 gün sonra hak ediş aldık. Dünya Bankası’ndan 65 bin dolar para gelince, banka müdürü şöyle demiş; çevremizde böyle firmalar varmış da bizim niye haberimiz yok, gidip bir ziyaret edelim. Telefon açtılar, geldiler. Hasan Bey’le görüşeceğiz deyince ‘Müdür bey karşınızda’ dedim. 45 gün önce ben size söylemiştim, siz geleceksiniz buraya diye. Maalesef Türkiye’de iş yapacak firmalara destek verilmiyor. Hala bizim makinamız TÜBİTAK’ta çalışır.

BİZİM İŞİMİZ HATA KABUL ETMEZ

– Belgelendirme konusunda neler söyleyeceksiniz?

Biz 2007’de yine bir ilke imza atarak, kriyojenik vanalarımız için ‘ped ve tped’ olmak üzere iki farklı CE belgesi aldık. Ancak belge konusu da ticareti faaliyete dönmüş durumda. Her sene önemli miktarda para ödüyoruz. Örneğin CE belgesi 4 bin Euro diyelim. “Ama senede birkaç kez denetime gelirim, her geldiğimde bin Euro yazarım. Sene de 2-3 denetim olabilir.” diyorlar. Hesabını yapıyorsunuz, korkunç rakamlara çıkıyor. Sonuçta vanaların bir standardı var, bu standarda uymak zorundayız. Örneğin oksijende en büyük tehlike arz eden şey yağdır mesela. Bunu yağdan arındırmak için standardı var, buna uyulduğu zaman sıkıntı yok.

Kalite bizim için en önemli konu. Asla taviz vermem. Hatta ustam der ki, yüzde 5’in ne önemi var? Derim ki, burada diyelim 5 tane ölçü var. Her bir ölçüde yüzde 5 kaçmış olsa, toplamda yüzde 25 yapar, bu da çok büyük bir hata. Kalite çok önemli… Malzemeyi nerede kullanacağını iyi bilirsen sıkıntı yaşamazsın. Mesela ‘paslanmaz’da kullanılan bir taş vardır; İox kesme taşı… Bunu kullanmaz da demir kullanırsan, demir partikülleri malzemeye yapıştığı takdirde, bunu ilk başta fark edemezsiniz. Ama üç ay sonra pas tutar.

KMS VanaDEVASA FİRMALAR BİZİ KOPYALIYOR

– Sektörün kendi içindeki sorunları nelerdir? Eleştiri ya da önerileriniz var mı?

Firmalar birbirlerine karşı fiyat kırıyor. Kırdığı zaman bu herkese yansıyor. Fiyatlar çok aşağı çekiliyor, bu yüzden batan firmalar da var. Kapasite konusunda bir sıkıntımız yok, bütün taleplere cevap verebilecek vana kapasitemiz var. Ancak Türkiye’de devasa firmalar bizim işimize göz dikti. Vanayla hiç alakası olmayan bir firma geldi ürünlerimizi kopyaladı. Onunla nasıl boy ölçüşelim. Söz konusu firmayla 5 yıl çalıştık. Sonra bizim ürünümüzü alıp kopyaladı. Emeğimizi çaldılar.

– Bu durum bir anlamda yaptığınız ürünün kalitesini de göstermiyor mu?

Doğru ama devasa büyüklükteki o firmanın buna ihtiyacı yoktu yani. Bunlar havadan para kazanan insanlar yani, kazansınlar ama bizim işimize göz dikmesinler. Yine Amerikalılara çalışan başka bir firma daha var onlar da kopyaladılar. Sonuç bu emektir, başka bir şeye benzemez.

Share.

About Author

Leave A Reply

'