BEYAZ YAKALI CEHALET / İLKER TAN

0

İş dünyasında okumuş, eli kalem tutmuş, beyaz yakalı kesime bulaşan, her geçen gün büyüyen bir hastalık… Beyaz yakalı cehalet!

Okumanın cehaleti aldığı ama nezaketin ve görgü kurallarının sadece okumakla kazanılamadığı herkesin malumu… Günümüz toplumunda parodilere konu olan trajikomik bir durumdan bahsedeceğim. Sahip olunan statünün, bu sakat düşünce yapısıyla yükseleceği sanılıyor. Üstelik bu davranış ve düşünce yapısının bir virüs gibi hızla yayıldığı acı bir gerçek.

Aslında bu durum, daha ilkokulda öğrenilenlerin, gerçek hayatta yavaş yavaş unutulması ve kanıksanması hali… Ne demek beyaz yakalı cehalet…? Alınan eğitim arttıkça, sahip olunan makamlar yükseldikçe, beraberindekilere ve altında çalışanlara nezaketsizliğin artması durumu…

Beyaz yakalı cehalet, kurumsal iletişimde bolca kendini gösteriyor. Buna en çarpıcı örnek; “Saygılarımla” ifadesi. Bu virüsün bulaştığı beyaz yakalı, üst makamlara hitap ederken kullandığı “Saygılarımla” ifadesini nedense kendisiyle aynı düzeyde ya da alt düzeyde olanlar için asla kullanmıyor. Ve hatta özellikle kullanmamaya gayret ediyor. Düşünebiliyor musunuz?… Yeryüzünde, kendi çalıştığı veya hizmet aldığı şirkette sanki saygı duyulacak üst makamdan başka hiç kimse yok. Bu doğru olabilir mi? Bu kafa yapısına göre aslolan insana saygı değil, makama, koltuğa duyulan saygı. Elbette yazışmalarda “Saygılarımla” ifadesini bolca kullanmakla, insanların birbirlerine saygı duymaları meselesi hallolmaz. Ama bir yerden başlar.

HERKES ÇOK YOĞUN

Ulaşılmaz ve yoğun insan olma modası, artık herkesin kariyer hedefinin bir parçası… Herkes çok yoğun… Bu nedenle, öyle ilk denemede randevu vermemeyi bir marifet sanıyorlar. Bu zihniyetteki insanlar, kendilerine ne kadar zor ulaşılırsa, o kadar vazgeçilmez olacaklarını düşünüyorlar. Ha, bir de bekletme faslı… Ne kadar bekletirlerse, koltukları sanki o kadar arşa yaklaşıyor!

Bu kimseler konuşurken konuştuğu kişinin gözlerine bakmıyor. Bakarsa da burnunun altından bakıyor. Böylece karşısındaki kişiyi etkisi altına aldığına inanıyor.

Nezaketen karşısındaki kişi ona “siz” diye hitap ediyor. Buna rağmen o samimiyetten uzak, statüsüne statü kazandırdığını zannettiği, askerlik arkadaşıyla konuşur gibi “sen” dilini kullanıyor.

Telefonlarına bakmıyor… Cevapsız çağrılara hiç mi hiç geri dönmüyor… “Bırak bir daha arasın” diyor… Bunun bir nezaketsizlik olduğunu düşünmüyor. Belki de bilmiyor… Çok yoğun bir iş insanı olduğu için üstelik bir de kendisini haklı görüyor…!

Üzülerek söylüyorum, bunun gibi daha birçok örneğini verebileceğim bu modern dünya iş insanı tipi ülkemizde her geçen gün maalesef artıyor.

Ne diyor Şeyh Edebali Osman Gazi’ye nasihatinde:

“Ey oğul!
Cahiller arasındaki alime,
Zengin iken fakir düşene
Ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı!
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!”

Share.

About Author

Leave A Reply

'