Erken Algılama ve Uyarı Sistemi, depremde milyonları kurtarır

0
Uluslararası kapı üreticisi FerroDoor’un sahibi işadamı Burhan Bekçioğlu, 1999 depreminin ertesi günü bölgeye gidip arama çalışmalarına katılan isimlerden… Yaşadığı acı tecrübeleri depremin 19. yılında Kontrol Dünyası Dergisi’ne anlatan Bekçioğlu’nun tespitleri, yangın güvenliğinin sağlanmasının depremde ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Sadece doğalgaz ve elektriğin kesilmesinin bile milyonlarca hayat kurtaracağının altını çizen Bekçioğlu, bu açıdan deprem erken uyarı sistemlerinin büyük ehemmiyet taşıdığına dikkat çekiyor. “Yangınları önlesek o bile yeter. İtfaiyeyi boşa çıkarmış oluruz. Araç ve gereçleriyle profesyonel insanlar, yangın söndürmekle uğraşacağına, kurtarmayla uğraşır.” diyor.

KONTROL DÜNYASI / ÖZEL RÖPORTAJ

Küresel iklim değişikliği son yıllarda doğal afetlerin artmasına yol açtı. Kasırgalar, hortumlar sıklıkla görülmeye başlandı. Türkiye’de örneğin yıldırımların sayısının ve şiddetinin artması da bu çerçevede değerlendiriliyor. Endişe ve korkunun hakim olduğu en önemli konu ise deprem. Özellikle İstanbul’da muhtemel bir depreme karşı uzmanlardan sürekli uyarılar geliyor. Bina güvenliği çalışmalarının yanında depremle ilgili erken uyarı sistemlerinin temini ise en önemli tedbirler arasında sayılıyor.

4STürkiye’de gerek yıldırım gerekse depreme karşı geliştirilen sistemler konusunda uzman bir kuruluş faaliyet gösteriyor. 4S Elektrik Elektronik, yakın dönemde Türkiye’ye getirdiği deprem erken uyarı sisteminin özellikle endüstriyel tesisler için hayati önem taşıdığına inanıyor. Depremi 60 saniyeye kadar önceden haber verecek sistemin yangın güvenliği ile doğrudan ilgisi bulunuyor. Özellikle doğalgaz ve elektriğin muhtemel bir depremden hemen önce kesilmesi, yangınların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Yaşanan acı tecrübeler de konunun ehemmiyetini gözler önüne seriyor. 17 Ağustos 1999 depreminin ertesi günü İzmir’den arkadaşlarıyla birlikte bölgeye gidip arama kurtarma çalışmalarına katılan uluslararası kapı üreticisi FerraDoor firmasının sahibi Burhan Bekçioğlu, sorunları ve çözüm yollarını bizzat yerinde gördüğü olaylarla analiz edecek isimlerin başında geliyor. Gazın ve elektriğin depremden hemen önce kesilmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Bekçioğlu, 1999’da insanların bir yandan hayat kurtarmaya çalışırken, bir yandan da yangınlarla mücadele etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Türkiye’nin enkaz altındaki insanları kurtarmakla uğraştığı sırada Tüpraş’ta çıkan yangını söndürmeye çalışmasını bu duruma örnek gösteriyor. Bu tarz endüstriyel tesislerin, ‘deprem erken uyarı’ gibi çok farklı sistemlere sahip olması, bütün tehlike oluşturabilecek unsurların depremden önce kesilmesi gerektiğini belirten Bekçioğlu, konunun önemini şöyle açıklıyor:

“En önemli şey, gazın ve elektriğin kesilmesi… Bunu yaptığınız zaman bir kere itfaiyeyi boşa çıkartacaksınız. Böylece o teşkilatı başka yerde kullanabileceksiniz. Bir sürü itfaiyeci var. Bunların hepsinin araç-gereçleri var ve bunlar profesyonel insanlar. Yangın söndürmekle uğraşacağına, kurtarmayla uğraşsa o bile çok büyük bir fayda.”

1999 depreminde yaşadığı acı tecrübeleri dinlemek üzere, 4S Elektrik Elektronik’in şirket Müdürü Ömer Dıvarcı ile birlikte ziyaret ettiğimiz Burhan Bekçioğlu’nun sorularımıza cevaben dile getirdiği tespitler ve öneriler özetle şöyle:

– 1999’daki depremde nasıl harekete geçtiniz? Kurtarma çalışmalarına katılma fikri nasıl oluştu? O günü anlatır mısınız?

Biz yaş itibariyle o tarihe kadar ağır bir deprem görmemiştik. Dolayısıyla da oturmuş bir bilinç yoktu. Üzüldük ama televizyonda tiyatro gibi izledik. Ertesi gün akşamüzeri ne yapabiliriz diye bir araya gelince harekete geçme kararı aldık. Dolayısıyla da geç oldu tabi… Gece vakti toparlandık. Herkes inşaat işiyle uğraştığımız için takım-taklavat sıkıntısı çekmedik. Arkadaşlar elektrikçi, bende de büyük bir jeneratör vardı. Bir tane minibüs, bir tane kapalı kasa kamyonetimiz vardı. Onun içine büyük-küçük Hilti’leri, kırıcıları, devasa büyüklükte aydınlatmaları koyduk. İki tane araba ve bir sürü takım… Demir makasından tutun da aklınıza ne geliyorsa vardı.

Boş gitmeyelim; orada ne ihtiyaç olur, diye düşündük. Gece mahalleyi dolaştık. Tüpçüye gittik; deprem bölgesine gidiyoruz, vereceğin şeyler var mı, diye sorduk. 5 tane tüp vereyim, dedi. 30 tüp de biz aldık, parasını ödeyerek… Oradan büyük bir markete gittik. Su, süt ve ihtiyaç olabileceğini düşündüğümüz malzemelerle arabaları doldurduk. Bizim İzmir’den çıkmamız 12’yi buldu. Sabaha karşı Değirmendere’ye vardık.

– Yol açık mıydı?

Yol açıktı, bir sorun yoktu ama Valilik’ten izin alabilir miyiz, konusu bizi çok oyaladı. Valilikten izin çıkmadı. Fakat biz dinlemedik, bastık gittik. Saat sabaha karşı 5 gibi Değirmendere’ye girdik. İnanılmaz bir kokuyla… Tabi herkeste maskeler, eldivenler vardı. Maske bile o ağır kokuyu önlemiyordu. O manzara karşısında şaşkın oluyorsun. Sonra Değirmendere’nin içine girdik; kriz merkezini sorduk. Derme çatma bir binada merkez kurmuşlar. Oraya indik. Ortalık kıyamet tabi… En az 20-25 kişilik bir sıra vardı, tek sıra olmuş insanlar. Karşılarında oturan 2-3 memur var. Bizde her türlü ekipman var, burada çalışmaya, yardıma geldik, dedik. Sıradaki adamı bizim yanımıza verdiler. Enkazda yakınları olan insanlar, kriz merkezine gitmiş, sıraya girmişler ve orada ekip bekliyorlar. Bir yerden bir ekip geldiğinde, sıradakini gönderiyorlar. O adamla yıkıma gidiyorsun. Orada çalışmaya başlıyorsun. Bütün hikaye bu kadar… Bir sürü de insan var; bekleyen… Sıradaki o adamı aldık, ana caddede bir yere gittik.

Hayatımızda böyle bir şey görmemişiz ki, bir eğitimimiz veya herhangi bir bilgimiz yok. 6-7 katlı, 30 daireli bir inşaattı. Tamamen çökmüş, adam ağlıyor. İnşaatın başında bir sürü insan… Kurtulanlar, başka binalardan gelenler, o binada çoluğu çocuğu olanlar herkes ağlıyor. Bizim kolumuzdan tuttular, ne yapacağız diye soruyorlar. Biz bilmiyoruz ki, ne yapacağımızı… Bir şey yapabilir miyiz diye gelmişiz. Sonra binada, şuradan ses geliyor, buradan ses geliyor gibi konuşmalar yapılıyor. Ardından çalışmaya başladık. Aşağı yukarı, yarım gün çalıştık orada. Akşam üzeri Fransız ekipler geldi. O yıkım zaten büyük bir yıkımdı. Onlar gelince biz arka plana düştük. Profesyonel adamlardı. Kamyonlarıyla gelmişler. Arama köpekleri vs… Onların araç gereçleri de çok farklı. Hava yastıkları var, kompresörler var… Bir anda betonları kaldırıyorlar.

‘BİR DEMİR MAKASI YOK DİYE ONLARCA İNSAN KAYBETTİK’

Sonra bizi başka birileri buldu. Denize yakın olan bölgede, Akut’u gördük. Küçük bir jeneratörleri vardı. Arıza yapıp duruyordu. Nasuh Mahruki’yle konuştuk. Araçlarımızı çektik, üzerlerine bütün lambaları çıkardık. Jeneratörü çalıştırdık, ortalık gündüz gibi oldu. Sonra bizdeki aletleri sordular. Ne istiyorsanız var, dedik. Büyük Hilti’leri aldık, onlarla beraber kırmaya başladık. Oradan sabaha karşı yaralı 1 kişi çıktı. Sabaha kadar uğraşımızın sonucu 1 kişi; ama çok önemli…

Daha sonra Derince’ye geçtik. Orada bir adam çıktı karşımıza; 2 metre boyu var, 130 kilo… Kocaman adam başladı ağlamaya… Bir demir makası yok diye onlarca insan kaybettik burada, dedi. Geç kaldınız demeye getirdi. Bizi götürdüğü yerde aşağı yukarı 11 katlı 2 tane blok vardı. Bitişik nizam yapmışlar. Aynı yerde bir tane bloğun hiçbir şeyi yok, ayakta duruyor, diğer blok çökmüş. Orada başladık çalışmaya. Ancak oradan canlı çıkmadı, çok sayıda ölü çıktı.

TÜPLER VE SÜTLER ÇOK İŞE YARADI

Bu arada yardım etmeye çalışıyoruz. Ne lazım, su indiriyoruz, ne lazım tüp veriyoruz. Götürdüğümüz tüpler orada çok işe yaradı. Kurtulan insanların tabi, hiçbir şeyleri yok. Bir ağaç bulan, altına çoluk çocuk oturmuş çaresiz bakıyor. Yemek yok, küçük çocuklar var, süt yok. Yemek yapacak, bir şey pişirecek, ne lazım? Tavayı, tencereyi bir şekilde buluyor ama ateş yok. O yüzden tüpler çok iyi oldu. Bir de süt… Her bir sütün üstünde küçük bir oyuncak vardı. Promosyon yapmışlar. Biz o sütlerden çok almıştık. Çocuklar çok sevindi sütlerin üzerindeki o oyuncaklara…

Derince’den Sakarya’ya geçtik. Orada bir şantiyede çalıştık ama canlı hiç kimseyi çıkaramadık. 3’üncü gün zaten Fransızlardan sonra farklı ülkelerden de ekipler gelmeye devam etti. Biz 4 gün falan kaldık bölgede. Sonra yardımın da cılkı çıktı. Öyle bir yardım gelmeye başladı ki, artık ekmekler, sular sokaklara dökülüyor. Adam müteahhit filoyu göndermiş. TIR’ların üzerinde araçlar… Tabi çok geç… Yaşayınca anlıyorsunuz; burada bütün mesele zaman meselesi…

İLK 24 SAAT ÇOK ÖNEMLİ

– Karşılaştığınız en acı hadise neydi?

Orada tabi bir sürü hikaye var. Değirmendere’nin üst tarafında bir kız babasına 2 gün yalvardı, baba beni kurtar diye… İki tane oda, biri 4-5 yaşlarında kızın odası… Yanında babası. Zaten anne ölmüş. Sadece ikisi sağ. Komşular da bu sesleri dinliyorlar. 48 saat boyunca konuşmuşlar ve herkes dinliyor. Baba beni kurtar diye kızın feryadını duyuyorlar. İki gün sonra ses kesiliyor. Bunun gibi binlerce hikaye duyabilirsiniz.

Buradan şu çıkıyor; deprem oldu, ilk 24 saatte çok kişi inşaatın altında canlı olarak yatıyor. 24 saatin sonunda ölümler başlıyor. Biz bunu orada çok net gördük. 48 saatin sonrasında artık canlı neredeyse yok denecek kadar az. Dolayısıyla ilk 24 saat, en önemli zaman dilimi.

İstanbul depremiyle ilgili konteynırlar dağıttılar mahallelere… Kimisini açmışlar, talan etmişler. Kimisi kilitli, zincirli duruyor ama anahtarının kimde olduğu belli değil. Bana göre başka şeyler yapılması lazım. Ülkenin birçok yerinde sivil toplum örgütlerinin artması, bunların eğitim alması lazım. Bunlara eğitim veren devletin bir birimi olmalı. Küçük küçük ama çok fazla birime ihtiyaç var. İlk 24 saatte bu insanların oraya gitmesi çok önemli. Çok insan kurtulabilir. Ama zaman ve donanım en önemli mesele…

60 SANİYE ERKEN UYARI, YANGINLARI ÖNLER

– Erken uyarı sistemlerinin 60 saniyeye kadar varan bir zaman kazandırabileceği belirtiliyor. Bu zaman diliminin önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mesela depremde kapının açılması çok büyük bir problemdi… O 10 veya 20 saniyede kapı açılsa, o bile yeterli insanlar için. Mesela orada çok fazla yangın vardı. Doğalgazın kapatılması çok önemli bir mesele… Elektrik kontağından çıkan çok fazla yangın vardı. Üst üste ‘pres’ olan binalar çok fazla, fakat yıkılmayan, temelden oturan, yamulan bina da çok fazlaydı. 10 saniyede adam kapıyı açsa kurtulabilecek, ama kapıyı açamıyor. Binanın şakulü kaydığı için kapı açılamaz.

– Depremden sonra çıkan yangınlara nasıl müdahale edildi?

Gittiğimizde itfaiye çalışıyordu. Ama müdahale edebildiğine etti, ne kadar bilmiyorum. Yangını önlesek o bile yeter. En önemli mesele yangın… Zaten doğalgaz, elektrik kesilse çok fazla can kaybı önlenmiş olur.

İLK YAPACAĞIM İŞ KAPIYI AÇMAK OLUR

İstanbul’da deprem bekleniyor, kim eğitimli? Mesela ben deprem olmaya başladığı anda ilk önce kapıyı açarım. İlk yapacağım şey odur; kapıyı açıp sabitlemek… Çıkmam dışarı… Çünkü depremden sonra açılmayacak o kapı… Her bina yıkılmıyor depremde ama insanlar çıkamıyor, kapıyı açamıyor. O binalarda da konu komşu yetişiyor. Benim asker arkadaşım depremde Sakarya’daydı. Bulunduğu 4 katlı bina yıkılmadı, yan yattı. Ama kapıyı açamamış, oradan komşuları çıkarmış. Alt katta oturan akrabaları geliyorlar. Darbeyle, zorla çelik kapıyı açıyorlar ve içeridekileri dışarı alıyorlar.

O depremden sonra ben 7. katta yani son katta oturmaya başladım. Oradan gelince, kendi kendime hiçbir zaman ara katta oturmayacağım, dedim. Çünkü biz orada neredeyse en son katta ölen görmedik yani… Yaralı olarak kurtuluyor insanlar… Ama alta indikçe kurtulma şansı iyice azalıyor. Çünkü bina üst üste çöküyor sandviç gibi… Yardım ekibi geldiğinde bile üstten başlıyor kurtarmaya. Üstten başlıyorsun, delmeye ve aşağı doğru inmeye…

– Toplu konutlarda, kule binalarda risk artıyor mu?

Biraz şansla da alakalı bir şey bu… Mesela iki bina yan yana, aynı müteahhit yapmış ve aynı dönemde yapmış. Aynı kum, aynı çimento, aynı proje ama bir tanesi ayakta, bir tanesi yıkılmış. Bunu biraz araştırınca deprem dalgalarının spiral şeklinde gittiğini öğrendim. Deprem dalgası yükseldiği noktada yan yana olan binaların birini yıkabiliyor, diğerini es geçebiliyor.   O binaların karşısında bir tane tek katlı ev vardı, bahçeli. Aile sabah çay içiyordu bahçede, çok garibime gitmişti. Çünkü hiç problemleri yoktu. Ev olduğu gibi duruyordu. Bina öldürür diyorlar ya, hikaye bu aslında…

YIKILAN HER BİNAYA BİR EKİP LAZIM

– 1999 depreminden bugüne kadar çok şey yapıldı. Bunları nasıl görüyorsunuz?

Yetmesi imkansız… İstanbul’daki binaların durumu belli; zaten kötü… Şimdi bu binalar aynı şiddette bir deprem olsa yıkılacak mı, yıkılacak. Bu binalar yıkıldığında, bir mahalle ya da bir sokak düşünün. Bir sokakta kaç tane bina vardır? 100 diyelim. Sağlı sollu 100 binadan 50’si yıkılsa, o sokağa 50 tane ekip lazım. Bu kadar eğitimli insanı nereden bulacaksınız? Bunun altından kimse kalkamaz. Bana göre bu işe ordunun el atması lazım. Ancak onlar bu işle baş edebilir. Uzman çavuştan başlayarak bütün profesyonel personele kurtarma eğitimi verecekler, onlar da ona göre teşkilatlanacak ve nerede deprem varsa ordu oraya ulaşacak. Bana göre tek çözüm bu.

İstanbul depremi yaşarsa, bana göre 19-20 senede hiçbir şeyin değişmediğini görecek insanlar. Çok basit bir matematiği var. Örneğin bir sokakta 50 bina varsa, 25’i yıkıldı. Nasıl müdahale edecek insanlar? Kaç tane ekibin var, kaç tane termal kameran var, kaç tane arama köpeğin var? Nerede kompresörlerin, betonları neyle kaldıracaksın? Bu tarz kaç tane donanımın var? Diyelim 2 bin personelin var, araçlarıyla birlikte sevk ettin. 5’e böl, ancak 400 binaya müdahale edebilirsin. Hadi diyelim bin taneye binaya ulaşırsın. İstanbul’da bin tane bina nerede vardır? Herhalde sadece bir semtte bu kadar bina vardır.

24 SAAT GEÇTİ, KONU KAPANDI!

Bilinçsizlik diyorlar. Evet biz bilinçli miydik, bilgi sahibi miydik? Değildik ama yardımımız çok fazla oldu. O bir kişinin kurtarılmasında bile ciddi katkımız var. Bu bile çok önemli. Depremden sonra kurtulan bir sürü sağlam insan var, ayakta, boşta. Bu adamların organizasyonu çok önemli… Mahalle bile çok geniş bir kavram. Öyle bir çalışma yapılacak ki, her sokakta örneğin 50 binadan oluşan birimler oluşturulacak. Tabi bunu birileri üstlenecek, muhtarlıklar mı olur, belediyeler mi olur bilmem. Her 50 binaya bir konteyner konacak. Bunların anahtarları bir sürü insanda olacak ama kimde olduğu bilinecek, üzerlerine zimmetlenecek. Bu bir çözüm… Deprem olduğunda canlı kalanlar o konteynırdan gerekli olan alet ve edevatı alabilirlerse, onlara küçük de bir eğitim verilebilirse çok insan kurtulur.

Bu söylediğim tabi ki kolay bir şey değil. Zaten insanlar ölüyor, sen buradan ne kurtarabilirsem diye düşünüp ona göre hareket edeceksin. Çünkü ilk 20 saat önemli. 24 saat geçti, konu kapandı. Çünkü çok ciddi bir kan kaybı var. Adamın üstüne beton düşüyor, içindeki çubuk demir adamın bacağına giriyor. Kafasını vuruyor, beyin kanaması var. İnsanlar ilk 24 saatte o kan kaybından ölüyor.

Orada ölenler 40 bin kişi diyelim; bana göre ilk deprem olduğunda 5 bin kişi ölmemiştir. 35 bin kişi, ilk 24 ve 48 saatte öldü. Deprem olduğunda herkes ölmüyor yani, çok az insan ölüyor. Aşağıda bir sürü sağ insan var, can çekişen… Ana mesele bu.

EN ÜST KATTAN EV ALDIM

İşadamı Burhan Bekçioğlu

İşadamı Burhan Bekçioğlu

– Deprem bölgesinde bunları yaşadıktan sonra, psikolojinizi nasıl düzelttiniz? Neler yaptınız?

Bir şey yapamadım. Sadece gittim tepede bir ev aldım kendime 7. kattan… Yani en üst kattan… Eşime, ben başka yerde oturmam dedim. O tepe nereden kaldı bende? Gölcük’ten Derince’ye giderken, yolun ikiye ayrıldığı yerde (sağa dönersen Sakarya’ya, sola dönersen İstanbul’a gidersin), karşı tepenin üzerindeki binalarda hiç yıkım yoktu. Bütün binalar ayaktaydı. Ama deniz seviyesindeki bütün binalarda sorun vardı.

Depremde iletişim konusu da çok önemli. Bu konuyla ilgili telsiz çalışması yapılmalı. En sağlıklı iletişim aracı telsiz. Hiçbir şekilde kesemezsin, bir tane aküyle çalıştırırsın. Depremin olduğu zaman kimse kimseye ulaşamadı.

KAYBETTİĞİN HER DAKİKA İNSAN ÖLÜYOR

Allah korusun İstanbul depremi olsa, ben bugün ne yapacağımı biliyorum. 1 saat sonra yola çıkarım. Ne yiyecek alırım, ne yardım malzemesi alırım. Hiçbir şey götürmem. Fabrikadan toplarım alet, edevatı, binerim arabaya… 1 saat sonra yolda olmam lazım. Kaybettiğin her dakika insan ölüyor. İstanbul’a 6 saatte mi ulaştım; 10 tane adam kurtarırım. İlk 12 saatte oraya varayım yeter ki… Biraz alet edevatın varsa herkes kurtarır. Beton kıracaksın kıramıyorsun, demir var demiri kesemiyorsun. Nasıl çözeceksin? Alet edevat işi… Bir kriko yok. İlk saatlerde oraya varabildin vardın, yoksa hiç şansını zorlama. Biz ertesi gün gittik, çözemedik. Televizyonda bunu izlemek yerine, o sabah 5’te yola çıksaydık, 11 gibi Değirmendere’de olurduk. Zaten başka yere gidemezdik. Sadece Değirmendere’nin içinde çok insan kurtarırdık. Çok dediğim, sadece bir binada çalışabilirdik. Çok ses gelen bir binaya girerdik, ancak oradaki insanları kurtarabilirdik.

KİMSE VAR MI?

Mesela, o televizyonda duyduğumuz ‘kimse var mı’ seslenişini biz de Değirmendere’de yaptık. Herkes susuyor. Bir sürü insan var tık çıkmıyor. Aşağıdan ses geliyor. Ses geliyor ama kaçıncı günden bahsediyoruz; 2. 3. ve 4. günden bahsediyoruz. Ama ilk 4-5 saatte sesi duyman için senin susmana gerek yok. Zaten gürültüden kıyamet kopuyor. Çünkü aşağıda canlı bir sürü insan var.

Örneğin o binada yaşayan insan sayısı 30’sa, 12’nci saatte 15’e düşüyor. 24 saat sonra bir bakıyorsun kaldı 5 kişi… O 24 saat o kadar önemli yani.

İşin bir de başka boyutu var. İnsanları sadece oradan çıkarmakla iş bitmiyor. Bütün bu organizasyonun içinde bir de tıbbi yardım meselesini çözmen lazım. Orada doktor olması lazım, ambulans olması lazım… Adam aşağıdan çıktı, kurtuldu, olmuyor. Çıkardıktan sonra tedavi edilmesi lazım…

YANGINI ÖNLEYİNCE İTFAİYEYİ BOŞA ÇIKARTIRSIN

– Bölgeye gittiğinizde sanayi tesisleriyle karşılaştınız mı? Oralarda durum nasıldı?

Biliyorsunuz İzmit’te TÜPRAŞ’ta yangın çıktı. O yangın bizi etkilemedi, çünkü biz o bölgeye uzaktık. Ama yakın çevreyi çok ciddi etkiledi tabi. O tarz tesislerin çok farklı sistemlere sahip olması lazım. Deprem erken uyarı sistemleri gibi… Hiç zaman kaybetmeden bütün tehlike oluşturabilecek unsurların kesilmesi lazım.

En önemli şey, gazın ve elektriğin kesilmesi… Bunu yaptığınız zaman bir kere itfaiyeyi boşa çıkartırsın. İtfaiyeyi boşa çıkartman demek, o teşkilatı başka yerde kullanman demek. Bir sürü itfaiyeci var. Bunların hepsinin araç-gereçleri var ve bunlar profesyonel insanlar. Yangın söndürmekle uğraşacağına, kurtarmayla uğraşsa o bile büyük bir fayda. Bu uyarı sistemlerine ilişkin cihazlar konusunda geç kalınmamalı. Anında bu işin çözülmesi lazım… Deprem anında gaz ya da elektrik olmamalı. Uyarı sistemleri sayesinde birçok insan bulunduğu binanın son katına çıkabilse birçoğu kurtulur. Patlayıcı maddelerin olduğu sanayide bu sistemler daha da önemli.

Share.

About Author

Leave A Reply

'