Geleceğin Fabrikaları

0
Gelecek yalnız bırakılırsa sonsuzluğu ifade edebilir. Dolayısıyla önü açık ve belirsizlik hakimdir… Gelecek yüzyıl denilirse söyleyenin muhtemelen göremeyeceği bir zaman aralığını tanımlar. Söyleyen açısından çok da zor olmayan bir söylemdir bu…  “Gelecek 15 yılda sanayide ve hayatın her alanında çok büyük yenilikler bizi bekliyor.” dediğimizde hazırlıklı olmamız gerektiği mesajı da verilmiş oluyor. Burada gerek söyleyen gerekse dinleyen açısında ciddi sorumluluklar söz konusu…

Tuncay ÇiftciTUNCAY ÇİFTCİ

Pazarlama ve İş Geliştirme Uzmanı / Danışman

 

Endüstri 4.0 ile Gelecek olan Gelecek;

Gelişen toplumlar, gelişmelerine katkı sağlayacak olan her yenilik ve yaklaşımı devrim olarak nitelediler. Öyle ki artan tüketim taleplerine paralel teknolojinin gelişimi, en belirgin olanıdır. İşte ilk sanayi tipi makinelerden günümüz robotlarına yani metal yakalara kadar gelen süreç; Sanayi Devrimleri…

1. Sanayi Devrimi “bize daha çok elbise lazım” ihtiyacı ile çıkmış olsa gerek… İlk mekanik dokuma tezgâhının bulunuşu 1. Sanayi Devrimi’nin başlamasına da sebep olan icat oldu. Bu, tekstil sanayinin gelişmesi ve devamında büyümesi için en önemli adımdı. 1785 yılında İngiliz mucit Edmund Cartwright buluşu olan ve 1786 da R.Miller tarafından geliştirilen dokuma tezgâhı* bugünkü dokumacılık sektörü için dönüm noktası haline geldi. Tam olarak gelişimi ise James Watt’ın buhar gücünü keşfetmesi ve bunu makinelere uygulaması ile sağlandı. Böylelikle artan talepler, kas gücünün yetersizliği/yavaşlığı bir yeniliğin ortaya çıkmasına vesile olmuştu.

Sadece el emeği ile işleyen sanayiden, makineleşen sanayiye geçişi sağlayan ve hayatın her alanına ulaşan yenilikler, (sanayi devrimleri) ilk etapta, mecburiyetler için (tarımın gelişmesi ve yerleşik hayata geçiş, barınma ve açlık sorunlarının giderilmesi gibi…) geliştirilmiştir. Ancak bunlar; ülkelerin pazar yaratma ve para kazanma hırsları ile daha da şekillenmiş ve adeta bir yarışa dönüşmüştür.

2. Sanayi Devrimi; “araba sevdası”… “2. Sanayi Devrimi olarak nitelediğimiz dönem; 19. YY. başlarında Henry Ford’un Seri hat düzenine geçmesi ile başladı.” demek yanlış olmaz sanırım… Bu dönemin ivmelenmesi elektrik motorlarının sanayiye girişi ile artmış, sanayinin otonom hale gelmesini şekillendirmiştir.

1800’lü yılların sonlarında seri üretim mezbahalarından esinlenen Ford, artan araç taleplerini ve oluşan yüksek maliyetleri karşılamak üzere, elektrikli makineler ile desteklenmiş seri hat düzenini kurmuştur. Bu aynı zamanda buhar makinelerinin de sanayiden bir anda silinmesine yol açmıştır. Böylelikle üretime hız katılması maliyetleri düşürme noktasında oldukça etkili olmuştur. (İlk seri hat ürünü Model T olmuştur.)

İşte bu dönemde de maliyetler karşımıza tekrardan çıktı. Aslında her sanayi devrimin oluşması ve gelişmesinde maliyetleri temel sebeplerden göstermek yanlış olmaz. Tabi insanlara ulaşımda büyük kolaylık sağlayan ve günümüzde de bir sürü hayranı olan araçların tutkunlarını mutlu etme çabasını da göz ardı etmemek lazım.

3. Sanayi Devrimi; “Hoş geldin Bilgisayar”… 1950 sonrasında üretimde artık insan kontrollerinin yerine yeni bir yapının olması gerekliliği fark edildi. (Kim bilir burada belki de mızmız, sürekli hasta olan, mazeretler üreten insan etkendir.) Bu farkındalık sayesinde hayatımıza, 1960’larda Türkçeye “Bilgisayar” olarak çevirdiğimiz cihazlar girmeye başlamıştı bile. Aynı dönemlerde endüstriyel robotların ve PLC’lerin (Programlanabilir Lojik Devreler) sanayiye entegrasyonu 3. Sanayi Devrimi’ne ve bugün ulaştığımız noktaya haber salmıştı bile.

“Süreci insanlığın rahatı ve konforuna adamış sanayi devrimcileri, bir anda insan faktörünün azalmasına ama öte yandan etkinleşmesine sebep olmuştu. Çok eskiden bir araç tasarımı ve üretimi için yüzlerce hatta binlerce insan, tasarım, modelleme ve prototip üretimi için gece gündüz çalışsa da bu gün bir çizim programı aracılığı ile yüzlerce kompanent tasarlanabilir ve bilgisayar aracılığı ile üretime ve robotların ellerine bırakabilir hale gelmiştir.”

Dipnot: Aslında 1. ve 2. hatta 3. Sanayi Devriminde çıkış noktaları birer buluş ve artan ihtiyaç talepleri ile başlasa da yükselmeleri savaş ekonomilerine dayalıdır. 1900 ve 1950 yılları arasında gerçekleşen 1. ve 2. Dünya Savaşında ülkelerin üstünlük sağlama adına tasarladığı savaş araçları, buna paralel üretim teknolojilerinin de gelişmesine sebep olmuştur. Sonrası gelişmekte olan 2. ve 3. Dünya ülkeleri sıcak pazar olarak ortaya çıkmıştır. Bugün bile sanayisi ve ekonomisi güçlü ülkeler uluslararası arenada söz sahibi olan ülkelerdir. Yine görüyoruz ki, 4. Sanayi Devrimi yaklaşımlarında ülkeler çok hızlı davranmaya çalışmakla biliniyor. Yarışı göğüsleyen gelecek yüzyılın da en popüleri olacaktır.

4. Sanayi Devrimi; “Yine Çin, Çan, Çon”… 3. Sanayi Devrimi bundan ötesi yok dedirtirken (özellikle benim gibi orta yaş gurubu için) bir diğer konu olan, yani bu kadar teknolojiyi üretme çabasına giren ülkelerin yine birincil hedefinde olan maliyetler tekrar kontrolden çıkmıştı. Özellikle Çin ve Asya pazarı düşük insan gücü maliyetleri ve bir o kadar zıt şekilde işleyen aşırı üretim, başta Avrupa pazarı olmak üzere diğer ülkeler için bir tehdide dönüşmüştü bile. Kara kara düşünen Avrupa, insanı nasıl devreden çıkarır ve maliyetleri düşürebilirim, derken 2011 Hannover’de, Kagerman ve BSH hazırladıkları bir taslağı Alman Başbakanı Merkel’e sundular. 2013 yılına kadar tartışılan konu 2013 Messe’de tüm Dünyaya lanse edilerek, yeni bir pazarın ve akımın önü açılmış oldu. Anlatılanlar kulağa hoş geldiği kadar korkutucuydu da… Duyurulan sanayi devrimlerinin sonuncusu Endüstri 4.0 olarak lanse edildi. (tabi Japonların 5.0’ını saymazsak)

Peki neydi bu 4.0?

Yukarıda bahsettiğimiz sanayi devrimlerinin toplamı ve üzerine konulan internet… Evet; üretim fabrikalarımız var, robotlarımız var, bilgisayarlarımız var, teknoloji o biçim… Peki daha ne lazım, ne yapmalıyız? (IOT yapsana IOT yapsana diyesi geliyor insanın) dediğimiz anda cevap olarak karşımıza akıllanmış fabrika ve cihazlar çıkıyor. Bunlar, internet üzerinden haberleşiyor ve tüm süreçleri kendileri yönetir hale getiriliyor. Nasıl mı? Sürecin isim babası Almanya’yı da katacağımız bir örnek ile açıklayalım. Mesela; Almanya’da araba üreten bir fabrika, dünyanın dört bir yanına yayılmış, yan sanayi fabrikalarından tedarik edeceği ürünlerin, tüm sipariş süreçlerini, üretim makinelerinin sağlıklarını (ne zaman arızalanacağı ya da hangi performansta çalıştığını), üretim içeriklerini (hangi bantta ne üretiliyor), özetle tüm aşamayı internet üzerinden takip ederek ve bilgi sahibi olarak yönetebilecek. Ana fabrika tedarikçilerinden alacağı bilgilere göre kendi üretim sürecini yönetecek ve karar verebilecek. Bu sürecin içinde hiçbir şekilde insan faktörü olmayacak. Dolayısıyla insanın olmadığı fabrikalarda hatalar ‘0’a inecek, Aydınlatmaya ihtiyaç duymayacak, hızlı ve etkili veri alışverişi ile stok tutulmayacak. Tedarikçilerin birinde yaşanan arıza nedeniyle tedarikin aksaması, anında haber alınıp aynı ürünü üreten başka bir hat ya da fabrika sipariş sürecine katılacak. Ve böylelikle sürekli işleyen, kendi kendini kontrol eden, internet ağları ile örülmüş 7/24 yaşayan canlı bir ekosistem işler hale gelecek.

Bir dip not daha: Aslında Çin başta olmak üzere Asya pazarına insan maliyetleri başta olmak üzere ortaya konulan 4.0’da ‘tezat’a düşüren, tehdit görülen; Çin’in Başta KUKA olmak üzere bir çok teknoloji firmasını satın alma veya ortaklık yoluna gitmesi idi. Bu durum sorunun sadece maliyet olmadığını bana soğuk bir teknoloji savaşının da başladığını hissettirmedi değil hani… Hatta bu makaleyi kaleme alırken Apple CEO’su Tim Cook’un Çin için yaptığı şu konuşma beni destekler nitelikte idi. Cook’a göre Çin’de, Amerika’ya oranla daha fazla bilişime ve inovasyona yatırım yapılıyordu.

Söylemiştik ya; özellikle Doğu ülkeleri batı ülkelerine karşı üretim alanında çok büyük bir tehdit oluşturdu. 2011-2015 arasında Doğu ülkelerinin (Çin ve diğer Asya ülkeleri) yaptığı sanayi üretimi Batı ülkelerinin sanayi üretimini geçti.* Batı ülkeleri tahtını Doğu ülkelerine kaptırmak üzereydi. Türkiye de batının bir parçası olarak bu durumdan etkilenen ülkeler arasındaydı.

Peki ne yapmak gerekiyor?

Cevap çok daha basit ve diğer sanayi devrimleri kadar karışık da değildi. Öncelikle yapılacak olanlar;

Hız: İnovasyon hızını artırırlarsa dünya pazarına Çin’den önce yeni ürünler koyabilirlerdi.

Esneklik: Aynı hat üzerinden farklı içerikteki ürün guruplarını üretebilmek… Böylelikle onlarca farklı hat yatırımını orta tadan kaldırmak…

Verimlilik: Çok daha az mal kullanarak çok daha fazla ürün üretebilir miyiz? (burada anlatılan firesiz ürünler) Yani, Çin’den daha ucuz ve hızlı ürün üretebilir miyiz? Bu sorunun cevabını arıyorlardı ki; 4.0 bunu da cevapladı. Kolaboratif robotlar insansı davranışları ile üretim hatlarında yerini aldı bile. Üstelik hastalanmıyor, izin almıyor ve ne denirse karşılıksız yerine getiriyor. (Pardon ayda bir bakım ve yağlanmak istiyor tabi) Ve sıfır hata ile çalışabiliyorlar.

Tasarruf: Işığa ihtiyaç duymayan fabrikalar, izin ve maaş almayan, SGK primi ödenmeyen robotlar…

Bunları sağlamak için kas gücünü sistemden çekmek gerekiyordu. Bu da Endüstri 4.0’ın işaretiydi. Yani insan faktörünü üretimde minimuma indirmekti. Kas gücü yani insan, sistemde minimum seviyede tutulursa;

Sistem verimli çalışacaktı.

Üretim ucuzlayacaktı.

Özetle;

Endüstri 4.0’da amaç; üretimi olabildiğince ucuz, etkili ve verimli hale getirmek olacaktır.

Kaynaklar:

*https://www.tarihnotlari.com/ilk-dokuma-makinalari/

Share.

About Author

Leave A Reply