Kozmetikte insanlığa ve dünyaya karşı duyarlı üretim

0
Dünya kozmetik devi L’OCCITANE’in Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam, Kontrol Dünyası Dergisi’nin sorularını cevapladı. Türkiye’de elde ettikleri başarıyı ürünlerdeki doğallığa bağlayan Akçam, L’Occitane’in hem insanlığa hem de yaşadığımız dünyaya kaşı duyarlı ürünler geliştirdiğinin altını çizdi. Ürünlerdeki doğallığın, çevreye de aynı şekilde yansıtıldığına dikkat çeken Akçam, yerel yetiştiricilerle, uzun süreli ortaklıklar kurularak aynı çiftçiler ve toplayıcılarla on yıllarca süren işbirliklerinin gerçekleştirildiğini, böylece sürdürülebilir üretimin desteklendiğini vurguladı.
Akdeniz kökenli esansiyel yağlarla ve geleneksel yöntemlerle imal ettiği ürünlerde paraben, mineral yağlar ve hayvansal içerikler kullanmayan L’OCCITANE, bu ürünleri hayvanlar üzerinde de test etmiyor. Pınar Akçam’ın verdiği bilgilere firmanın kullandığı ambalajlar da yeniden dönüştürülmüş materyallerden veya yeniden dönüştürülebilir veya sürdürülebilir ormanlardan alınmış kaynaklardan yapılıyor. 300 bitkiden elde edilen doğal kozmetik ürünü formüllerinin arkasında ise 2.500 metrekarelik alanda 100 çalışanıyla hizmet veren Araştırma Merkezi bulunuyor.

KONTROL DÜNYASI / ÖZEL RÖPORTAJ

L'Occitane logoFransız kökenli L’OCCITANE, dünyanın en büyük kozmetik devlerinden biri. Ürünleri dünyada 2000’den fazla, Türkiye’de ise 36 mağazada satılıyor. Firmanın 1976 yılına dayanan ilginç bir kuruluş hikayesi var. Her şey Fransa’nın güneyinde Provence bölgesinde yaşayan ve bitkiler üzerinde geniş bir bilgiye sahip olan 23 yaşındaki Olivier Baussan’ın çalışmalarıyla başlıyor. Yaşadığı bölgede rozmarin (biberiye) esansiyel yağının ticaretini yapmak için damıtma işlemine başvuran Olivier Baussan, üzerinde büyüdüğü arazinin doğal güzelliğinden ilham alarak başlattığı üretimi yağlardan sabun ve kremlere kadar genişletiyor. Bu çalışmaların sonucu olarak L’OCCITANE markası doğuyor. Günümüzde geniş bir ürün yelpazesine sahip olan L’OCCITANE’in, cilt ve vücut bakım ürünlerinden parfümlere, banyo ürünlerinden mum ve sabunlara kadar 500’e yakın ayrı ürün seçeneği bulunuyor.

Dünya geneline yayılan bütün üretimini, Provence’ın kalbinde, Manosque kasabasındaki 20 bin metrekarelik tesislerinde gerçekleştiren firmanın, fabrikada 1000’e yakın çalışanı var. Üretim tesisleri içinde ayrıca ileri teknoloji araştırma laboratuarı bulunuyor. 11 laboratuarda 100 araştırmacıdan oluşan bir takım ile moleküler biyolojiden bitki özünü alma ve analitik kimya gibi konular üzerinde yoğunlaşan L’OCCITANE, etkili doğal kozmetik ürünleri üretebilmek için doğayı gözlemlemenin anahtar olduğuna inanıyor ve bu gözlemlerle araştırmalarına yön veriyor. Akdeniz kökenli esansiyel yağlarla ve geleneksel yöntemlerle üretilen L’OCCITANE ürünleri tamamen doğal olmasıyla dikkat çekiyor. Ürünlerde paraben, mineral yağlar ve haysansal içerikler kullanılmadığı gibi, bu ürünler hayvanlar üzerinde de test edilmiyor.

Kontrol Dünyası Dergisi’nin sorularını cevaplayan L’OCCITANE’in Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam da çevreye duyarlı üretimin önemine dikkat çekiyor. Ürünlerde sağlanan doğallığın, çevreye de aynı şekilde yansıtıldığını belirtirken, yerel yetiştiricilerle, uzun süreli ortaklıklar kurularak aynı çiftçiler ve toplayıcılarla on yıllarca süren işbirliklerinin gerçekleştirildiğini, böylece sürdürülebilir üretimin desteklendiğini anlatıyor. Akçam, “L’Occitane hem insanlığa hem de yaşadığımız dünyaya kaşı duyarlı ürünler geliştirmektedir.” diyor.

Kozmetik devinin sürdürülebilir üretim faaliyetlerinden Türkiye’deki hedeflerine ve yaşadıkları sorunlara kadar pek çok konuda sorularımızı cevaplayan Pınar Akçam’ın değerlendirmeleri şöyle:

L’OCCITANE Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam,

Pınar Akçam

KOZMETİKTE 40 YILLIK BAŞARI HİKAYESİ

– Kozmetik alanında bir dünya markası olan L’Occitane’nin, Sayın Olivier Baussan ile başlayan ilginç bir hikayesi var. Kısaca bu süreçten bahseder misiniz?

Bitkiler üzerinde geniş bir bilgiye sahip olan 23 yaşındaki Olivier Baussan, rozmarin (biberiye) esansiyel yağının yaşadığı bölgede ticaretini yapabilmek için damıtmaya başladı. 1976 yılında başlayan ticari hikayesinde üzerinde büyüdüğü arazinin doğal güzelliğinden ilham alarak bu üretimi yağlardan başlattı, yol kenarında stant satışı ile başlayıp sonrasında bugüne kadar gelen büyük bir başarı hikayesinin temellerini attı.

L’Occitane Grubu’nun uluslararası yapılanma stratejisi ise Reinold Geiger tarafından yaratıldı. 2004 yılında Le Couvent Minimes markası kuruldu, 2008 yılında ise Melvita markası L’Occitane ailesine katıldı. L’Occitane 2010 yılında Hong Kong borsasına halka arz edildi. 2012 yılında Erborian Grup L’Occitane’a katıldı, 2013 yılında ise L’OccitaneAuBresil markası doğdu. 2013 yılında grubun cirosu 1milyar Euro’ya yükseldi. Ve 2016 yılında L’Occitane 40. yılını kutladı.

– Türkiye’deki çalışmalarınız nasıl başladı? Geldiğiniz aşamayı ve bunun planlamalarınız içindeki yerini anlatır mısınız? Türkiye’deki hedefleriniz nelerdir?

L’Occitane markasının Türkiye serüveni aslında markanın ilk 2001 yılında, şimdiki distribütörü ile anlaşmasıyla başladı. 2003 yılında Nişantaşı Abdi İpekçi’de açılan ilk konsept mağaza ile marka Türk tüketici ile tanıştı. Yıllar içinde yeni mağazalar ve farklı satış kanalları ile yine de günümüzde olduğundan daha kısıtlı satış ağında marka tüketici kitlesine ulaşmaya devam etti. 2014 yılında ise sadece konsept mağazacılıkla daha fazla kişiye ulaşmak stratejisi ile mağaza yatırımlarına hız verildi. 14 mağazadan şu anda online satış kanalı ile birlikte 38 mağazaya ulaştı. Önümüzdeki yıllarda da yine mağaza açılımlarına devam ederek 2019 yılı sonunda 46 mağaza, 2020 sonuna kadar da 50 mağazanın üzerine çıkmayı hedefliyoruz.

Bu süreçte daha fazla tüketiciye ulaşarak L’Occitane’ı Türkiye’nin en beğenilen ve en çok satılan “doğal kozmetik markası” haline getirmek, hedeflerimiz arasında yer alıyor. En fazla sadakat yaratan ürün gamının bilinirliğini artırmak ve cilt bakım ürünlerinin satış payını her geçen yıl yukarıya taşımak. 2014 yılında %28 oranında olan cilt bakım ürün satışları 2018 yılının ilk yarısında %42 oranına ulaştı. Ülkemizde bu konudaki artışımız dünya çapında örnek olarak gösterilmektedir.

L’Occitane20 BİN METREKARELİK ÜRETİM TESİSİ

– L’Occitane’in üretim tesisleri hakkında bilgi verir misiniz? Mevcut tesislerin kapasitesi, çalışan sayısı, faaliyet gösterdiği alan gibi teknik bilgileri aktarır mısınız?

L’Occitane’in tek fabrikası 1000’e yakın kişinin çalıştığı, markanın adını da taşıdığı Provence bölgesinde olan Manosque kasabasındadır. Fabrikanın toplam alanı 20.000 metrekaredir. 2004 yılından beri ziyarete açık olan fabrika, L’Occitane’ın tüm ana ürünlerini, yani kozmetik ürünlerini ürettiği fabrikadır.

Bu alanda otantikliğini her zaman koruyan markamızın yine ziyarete açık bir müzesi vardır ve burada geçmişten bugüne L’Occitane markasının görsel malzemelerinden, ürün ambalajına tarihsel hikayesini gösteren materyaller sergilenmektedir.

Aynı konumda 5 dakika mesafede ise tüm depolama ve lojistik faaliyetlerinin yürütüldüğü, tüm dünyaya ürün ve her türlü malzemenin ihraç edildiği deposu bulunmaktadır.

– Şirketin Fransa dışında üretim tesisi var mı? Türkiye’de de üretim yapmayı düşünüyor musunuz?

Marka olarak her türlü kozmetik ürününü Manosque’daki aynı fabrikasında üretmeye devam etmektedir. Dışarıdan sağladığı üretimler sadece kendi ana iş dalı olmayan, ancak mağazalarda kullanılan ambalaj, çanta gibi aksesuar malzemeleridir. Bu nedenle Türkiye’den de alım yapabileceği / veya üretim yaptırmayı düşünebileceği konular ana iş kolu dışında kalan tedariklerle ilgili olabilir. Bu konularda üretim kapasitesi, fiyat ve temin konusunda rekabetçi olabildiğimiz sürece her zaman açık olan bir marka.

AR-GE EKİBİNDE 100 KİŞİ ÇALIŞIYOR

– Sürekli yeni ürünlerle gündeme gelen L’Occitane’in Ar-Ge çalışmalarından bahseder misiniz? Şirketin araştırma laboratuarlarıve bu alanda çalışan ekibi hakkında bilgi verir misiniz?

L’Occitane en iyi bitkiyi elde etmek için optimum kalite, güven ve ölçülebilir çalışmalar yapar. Doğal içeriklerden elde edilen formüllerle etkili ve duyulara hitap eden kozmetik ürünleri sunar. 50 ve üzeri patente sahip grup 300 bitkiden elde edilen içerikle çalışmalarını sürdürür. 2.500 metrekare alana kurulu Araştırma Merkezi 100 çalışanıyla hizmet verir. AR-GE her zaman için markamızın sektör ortalamasına göre daha fazla oranda yatırım yaptığı ve önem verdiği bir konu olmuştur. Bunun dışında yine kozmetik markaları arasında tüm laboratuar testlerinde ve kullanıcı memnuniyet ölçümlerinde konulan baz standartların her zaman ötesinde çalışmalar yapması ile üst sıralarda bulunur.

L’OCCITANEAMBALAJDA DA GERİ DÖNÜŞÜM HASSASİYETİ

– Sürdürülebilirlik, çevre ve enerji verimliliği gibi konulara yaklaşımınızdan ve bunlarla ilgili çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

L’Occitane doğal güzellik alanında lider olmayı hedefler. Ürünlerinde sağladığı doğallığı, çevreye de aynı şekilde yansıtan bir markadır. Yerel yetiştiricilerle, uzun süreli ortaklıklar kurarak, aynı çiftçiler ve toplayıcılarla on yıllarca süren işbirlikleri ile sürdürülebilir üretimi destekler. L’Occitane hem insanlığa hem de yaşadığımız dünyaya kaşı duyarlı ürünler geliştirmektedir. Kullandığımız ambalajlar da yeniden dönüştürülmüş materyallerden veya yeniden dönüştürülebilir veya sürdürülebilir ormanlardan alınmış kaynaklardan yapılmaktadır. Karbon ayak izimizi olabildiğince küçültmek amacıyla hava yoluyla ulaşımını kısıtlamaktayız, buna alternatif olarak ulaşım için deniz veya kara yolunu olabildiğince tercih etmekteyiz.

KOZMETİK TEMEL TÜKETİM ÜRÜNÜDÜR, ÖTV KALKMALI

– Küresel bir firma olarak Türkiye’de yaşadığınız sorunlar nelerdir? Eleştiri ya da önerileriniz var mı?

Türkiye’de yaşadığımız en büyük sorun özellikle son dönemlerde elbette ki yurtdışı menşeili ürünler satan bir marka olduğumuz için stabil olmayan kur dengeleri. Doğal içerikler ve tüketim tarih sınırlamalarımız nedeni ile tüketicimize hep en yeni seri üretilen ürünleri sunmak adına ayda 2 kere yurtdışından alım yaparak mağaza stoklarımızı güncelliyoruz. Bu da kur değişimlerinde maliyetlerimize direkt yansıdığı için ya bütçelerimizi alt üst ediyor ya da tüketiciye yansıtmak durumunda kalıp müşterilerimizden tepki almamıza neden oluyor.

Yüksek olan maliyetlere bir de kozmetikte ürünlerin pek çoğu özel tüketim olarak algılandığı için ÖTV eklenmesi biraz bu konudaki dengeyi bizler için bozuyor. Biz tüketicimize bu farkı yansıtmıyoruz. Bu ek % 20’lik vergiyi karşıladığımızda zarar ediyoruz, ancak Türkiye’deki tüketicinin en azından satın alımda yurtdışını tercih etmesini önlemeye çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu devirde pek çok kozmetik ürününün özel tüketim kapsamından çıkartılıp, aslında temel tüketim ürünü olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da ayrıca bir sosyal sorumluluk olup, halkımızdaki gerekli kozmetik malzemelerinin tüketimini de teşvik edecek bir uygulama olacaktır.

Share.

About Author

Leave A Reply

'